Antalya gibi ışığı, tarihi, kültürü zengin bir coğrafyada sanat üretmek, yalnızca estetik bir tercih değil; aynı zamanda bir hafıza, bir direnç ve bir gelecek tahayyülü. Goart.club’un“ Sürdürülebilir Gelenek Sanatla Gelecek” başlığı altında, üretimlerini Antalya’daki sürdüren sanatçı Selin Köseoğlu ile bir araya geldik. Onun resimleri, kadınların iç dünyasına açılan duyarlı bir yolculuk; geleneksel motiflerle modern çizgilerin buluştuğu; renklerin, sembollerin ve kültürel belleğin yeniden yorumlandığı bir alan. İstanbul’dan Los Angeles’a, dijital oyun sektöründen geleneksel resme uzanan sanat/yorum yolculuğu ise bu sohbetin “ana tema”sını oluşturuyor. Böylelikle; hem sanatçının üretim pratiğine hem de sürdürülebilir kültürel mirasın geleceğine dair ortak bir düşünme alanı açmayı hedefliyorum.
Selin Hanım, sanatla ilişkiniz çok erken yaşlarda başlamış. Antalya Anadolu Güzel Sanatlar Lisesi’nden Los Angeles’a uzanan bu yolculuğu dikkate alırsak, LosAngeles gibi kozmopolit bir şehirde yaşadıktan sonra Antalya’ya dönmek sanat yolculuğunuzda nasıl bir etki yarattı, bugün ortaya koyduğunuz çalışmalardaki tarzınızı nasıl etkiledi?
Sanatla iç içe bir ailede doğmak büyümek, üretimi hayatın doğal akışı içinde yaşamayı öğretti bana. Lise ve üniversitedeki Güzel sanatlar eğitimimin ardından İstanbul’da dijital oyun sektöründe başlayan yolculuğum, Los Angeles’ta evrensel bir dile açıldı. Los Angeles bana sınırların ne kadar esnek olduğunu ve sanatın evrensel bir dili olduğunu gösterdi. Orada üretirken cesaretlendim, farklı anlatım biçimlerini deneme özgürlüğü kazandım. Antalya’ya dönüşüm ise beni içe doğru yönlendirdi; kendi kültürel hafızamla daha derin bir bağ kurmamı sağladı. Şu an ürettiğim işler, hem global deneyimin hem de ait olduğum toprakların izlerini taşıyor diyebilirim.
Yukarıdaki konunun devamında tabii bir de sormak gerek; dijital oyun sektöründe yıllarca çalıştıktan sonra geleneksel resme geri dönüşünüz, sürdürülebilirlik kavramıyla nasıl kesişiyor?
Dijital oyun sektöründe çalışmak bana üretim disiplini ve çağdaş görsel düşünme becerisi kazandırdı. Ancak zamanla daha dokunsal ve kalıcı bir üretim alanına ihtiyaç duyduğumu fark ettim. Geleneksel resme dönüşüm aslında bu arayışın doğal bir sonucu oldu. Sürdürülebilirliği kültürel bir süreklilik olarak görüyorum. Dijital dünyadan taşıdığım bakışla geleneksel anlatıları bugünün diliyle yeniden yorumlamak, benim için geçmişle gelecek arasında kurulan bir köprü. Üretimlerimde hem kişisel hafızamı hem de kolektif kültürel belleği yaşatmaya çalışıyorum.
*Teknolojinin sanat üretimindeki rolü arttıkça, geleneksel motifleri çalışmalarınızda öne çıkarmaya yönelişiniz, modern çizgilerle harmanlamanız dikkat çekici. Bu dönüşümün ardındaki duygusal ve düşünsel motivasyon neydi?
Teknoloji hızlandıkça, ben köklere daha çok yöneldim. Geleneksel motifler benim için yalnızca estetik unsurlar değil; hafıza, aidiyet ve süreklilik taşıyıcıları. Modern çizgilerle onları bir araya getirmek ise geçmişi bugünün diliyle yeniden anlatma ihtiyacından doğdu. Bu dönüşüm hem duygusal hem düşünsel bir arayıştı. Kendi kültürel belleğimle çağdaş dünyada kurduğum bağı görünür kılmak, izleyiciye tanıdık ama yeni bir alan açmak istedim.
*Sanatın, kültürel mirası geleceğe taşıma gücünü nasıl tanımlarsınız?
Sanat, kültürel mirası sadece korumaz; onu dönüştürerek yaşatır. Geçmişin izlerini bugünün diliyle yeniden anlatır ve böylece gelecek kuşaklarla bağ kurar. Benim için sanat, hafızayı canlı tutan ve kültürü sürekli yeniden üreten bir köprü gibidir.
*Geleneksel tekniklerin, el işçiliğinin ve insan dokunuşunun gelecekteki sanat üretimindeki yeri sizce nasıl olacak?
Teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, bence insan dokunuşunun yerini hiçbir şey tutamaz. Her ne kadar yapay zeka günümüzdeki birçok mesleği ele geçirecek olsa da, ben sanatı bu yok oluşta görmüyorum. Geleneksel teknikler ve el işçiliği, sanatın ruhunu ve samimiyetini taşıyor. Gelecekte bu değerlerin daha da kıymetleneceğine inanıyorum; çünkü insanlar hızlanan dünyada yeniden gerçekliğe, orijinalliğe ve dokunsallığa yöneliyor.
*Motiflerinizin, özellikle kadın figürleriyle kurduğunuz ilişkiyi nasıl dönüştürmekte ve “gelenek”, sanatçının elinde nasıl “yeniden yaşayan” bir malzemeye dönüşüyor?
Kadın figürleri benim işlerimde yalnızca bir özne değil; hafızanın ve dönüşümün alanı. Kadın figürünü seçmemin nedeni, onun hem bireysel hem kolektif belleği en güçlü şekilde taşıyan varlık olması. Kadın bedeni ve ruhu, kuşaklar boyunca aktarılan hikâyelerin, sessiz direncin, şefkatin ve gücün taşıyıcısı. Saçlara özellikle vurgu yapmam ise; onların özgürlüğün, sezginin ve içsel gücün sembolü olmasıyla ilgili. Saç, benim için düşüncelerin ve duyguların dışa taşan bir uzantısı, hafızayı taşıyan, köklerle gelecek arasında bağ kuran bir metafor. Bu nedenle saçlar, figürlerimde anlatının en canlı alanlarından biri. Motifler onların etrafında yeniden şekillenerek kişisel hikâyelerle birleşiyor. Böylece gelenek, sabit bir geçmiş olmaktan çıkıyor; bugüne taşınan, her üretimde yeniden nefes alan canlı bir dile dönüşüyor.
*Antalya’nın ışığı, doğası ve kültürel dokusu üretim sürecinize nasıl yansıyor?
Antalya benim için sadece bir şehir değil; ilham veren, yaratıcılığımı besleyen bir his. Burada doğanın, tarihin ve kültürün iç içe geçtiği benzersiz bir atmosfer var. Burada üretmek, iç ritmimi yeniden ayarlıyor; resimlerimdeki canlı renkler, baharın gelişleri, yeniden doğuş, yaz coşkusu, umut, dinginlik vb. hepsi bu hâlin yansımaları. Kentle kurduğum bağ, çalışmalarımda daha içsel, daha arınmış ve daha derin bir zemin oluşturuyor.
*Bu şehirde sanat üretmenin sürdürülebilirlik açısından avantajları ve zorlukları neler?
Antalya’da üretmek bana daha dengeli ve sürdürülebilir bir ritim kazandırıyor; burada sanat, hızdan çok süreklilik üzerine kurulu. Ancak İstanbul ve Ankara gibi büyük şehirlerin sunduğu geniş kurumsal ağlar, sergi alanları ve sanat etkinlikleri burada oldukça sınırlı. Bu durum görünürlük ve etkileşim açısından zorluk yaratıyor. Tüm bunlar, sanatçıyı da kendi yolunu yaratmaya, bağımsız ve yaratıcı çözümler üretmeye zorluyor. Bu zorluklar kimi zaman üretim motivasyonunu etkilese de, uzun vadede daha özgün ve sağlam bir sanat pratiği geliştirmek için bir fırsat da sunuyor bence.
*Antalya’da ya da uluslararası alanda gerçekleştirmek istediğiniz bir proje var mı?
Antalya’da sanatın daha görünür ve etkileşimli hale gelmesi için yaratıcı projelere ve kolektif üretim alanlarına ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Bu yüzden, burada hem sanatçılar hem de izleyiciler için yeni deneyim ve paylaşım ortamları yaratmayı amaçlayan bir proje güzel olabilir. Uluslararası alanda ise farklı kültürlerden sanatçılarla projeler geliştirerek, kendi üretim dilimi yeni perspektiflerle buluşturmayı amaçlıyorum.
Ve her sohbet yazımda deneyimi sanatçılarla üzerinde konuştuğumuz konuya geleyim…
* Profesyonel sanat hayatı yeni başlamış bir genç sanatçıya vereceğiniz mesaj ve öneriniz ne olur?
Kendi sesinizi bulmak için acele etmeyin ve başkalarıyla kıyaslanmak yerine sürecinize odaklanın. Hatalardan korkmayın; onlar sürecin doğal bir parçası. Köklerinizi unutmayın ama dünyaya da açık olun. Ve en önemlisi, kendi hikâyenizi anlatmaktan çekinmeyin; çünkü en güçlü işler, en samimi olanlardır.
Selin Hanım, bu keyifli sohbet için çok teşekkürler… Çalışmalarınız, geçmişin izlerini bugünün ritmiyle birleştirirken, bize sanatın yalnızca estetik bir alan değil; aynı zamanda bir sürdürülebilirlik pratiği olduğunu hatırlatıyor. Bu sohbetle hem Antalya’nın kültürel geleceğine hem de sanatın dönüştürücü gücüne dair bir pencere daha açtığımıza inanıyorum.
İletişim Bilgileri:
Selin Köseoğlu www.selinkoart.com
selinkoseoglu@gmail.com
Instagram: @selinkoart
Selin Köseoğlu Çalışmaları

‘Hayat’ 60x60cm Tuval üzerine akrilik boya 2025

‘Düşlerimde Antalya’ 80x80cm Tuval üzerine akrilik boya 2025

‘Starlit Violet’ 25x25cm Tuval üzerine akrilik boya 2025

‘Gün Işığı’ 40x40cm Tuval üzerine akrilik boya 2024

‘The Origin (Köken) serisi’ 30x30cm Tuval üzerine akrilik boya 2024

‘The Origin (Köken) serisi’ 80x60cm Tuval üzerine akrilik boya 2025