Antalya, öyle bir şehir ki, sadece doğal güzellikleri ve tarihi dokusuyla değil, aynı zamanda düşünsel üretim için sunduğu ilham verici atmosferle de öne çıkmıyor mu?
Başlı başına; bir Akdeniz şehri olması farklı kültürlerin buluşma noktası olması ve tarih boyunca bir çok medeniyete ev sahipliği yapması, burada kültür/sanat üretiminde, düşüncelerde de pratikte de muhteşem geniş bir alan sağlıyor kişiye…
Tabii kişinin ilgi alanı ile çok da ilgili tüm bunlar.
Tek bir cümle; insan Antalya’da rastgele yaşamamalı, Antalya gelişigüzel seyredilecek,
yaşanacak bir yer değil…Onu iyi anlamak, anlatmak üzerinde konuşmak gerek.
Bu şehirde öyle kişiler var ki işte; gözlemlerini, deneyimlerini yazıyorlar, anlatıyorlar ve en
önemlisi, başka gözlemlerin dinlenmesi, anlaşılması için köprü görevini üstlenmişler.
Emin Altıner ile, işte tam da bunu konuşmak için bu sohbet yazısında buluştuk.
Emin bey, kendi deneyimlerini de başka değerlerin deneyimlerini de kendisine
saklamıyor…ATSO, Antalya Kültür Sanat Vakfı, Kent söyleşilerinde, işte bu deneyimler bir belgesel niteliğinde kente emanet ediliyor…
Emin bey, Antalya’nın Kültürel Belleği ve ATSO KÜLTÜR SANAT’ ın (AKS) rolü üzerine
sohbetimize başlarken hemen sormak isterim;
Antalya’nın kültürel hafızasında doğa, tarih, gündelik yaşamın ritmi tam bir mozaik sanki, her
biri kuşkusuz; bu şehirdeki dinamik kültürel yaşama etki ediyor.
Antalya’nın en öne çıkan yönü; turizm odaklı kimliği ile yerel kültürel üretim arasında
sizce nasıl bir denge kurulabilir?
Antalya’nın turizm odaklı kimliği ile yerel kültürel üretim arasındaki denge; biri diğerini
bastırmadan kurulmalı. Turizm görünürlük sağlar; yerel üretim ise derinlik ve anlam. Bu iki
alan doğru bir ilişki kurduğunda Antalya yalnızca ziyaret edilen değil, anlaşılan ve hatırlanan
bir şehir hâline gelir. AKS gibi kurumlar da bu dengeyi kuran, kentin kültürel kimliğini
geleceğe taşıyan önemli aracı alanlar olarak öne çıkıyor.
Bir kültür kurumu olarak AKS’nin Antalya’ya kattığı düşünsel alanı nasıl tanımlarsınız?
Bir kültür kurumu olarak AKS’nin Antalya’ya kattığı düşünsel alanı, kentin hızla dönüşen
kültürel ekosistemine karşı refleks üreten bir “ortak akıl zemini” olarak tanımlıyorum.
Antalya’nın hızla dönüşen kültürel ekosistemi (dışarıdan planlı, plansız göçle, artan nüfus, farklı kültürlerin eklenmesi ile) Antalya’nın hızla değişen kent dokusu, kültür üreticilerinin sorumluluk alanını nasıl etkiliyor?
Antalya; planlı ya da plansız göçle, artan nüfusla ve çok katmanlı kültürel eklemlenmelerle
sürekli genişleyen bir şehir.
Bu hız, çoğu zaman kültürel üretimi zayıflatıp sonrasında da kopuklaştırma riski taşıyor.
AKS’nin en önemli katkısı, bu dağınık ve hızlı dönüşüm içinde düşünceyi toparlayan, bağlam
kuran ve süreklilik üreten bir alan açmasıdır.
Burada kültür yalnızca sergilenen ya da tüketilen bir içerik değil; tartışılan, sorgulanan ve
yeniden anlamlandırılan bir süreçtir...
AKS’de yürüttüğünüz sohbetlerde katılımcıların en çok hangi temalarda derinleşmeye ihtiyaç duyduğunu gözlemliyorsunuz?
AKS’de yürütülen sohbetlerde katılımcıların en çok derinleşme ihtiyacı duyduğu temaların
başında “aidiyet” ve “hafıza” geliyor. Antalya’da doğa ve tarih çok güçlü; fakat bu iki unsur
çoğu zaman gündelik hayatın hızında yalnızca birer fon gibi kalabiliyor.
Katılımcılar, bu zenginliğin kişisel ve toplumsal hikâyelerle nasıl birleştiğini, yani Antalya’nın
yalnızca bir mekân değil, bir anlatı olarak nasıl okunabileceğini sorgulamak istiyor. Bunun
yanı sıra modernleşme ile gelenek, turizmle yerellik arasındaki gerilim, kent belleği ve
kaybolan gündelik ritüeller de sohbetlerde sıkça konuşulan başlıklar arasında.
İnsanlar cevaplardan çok, doğru soruların peşinde; hızlı tüketilen kültürel içerikten ziyade
durup düşünmeye alan açan tartışmalara ihtiyaç duyuyor.

Sanatsal ve düşünsel pratikleriniz yönünden sormak isterim; AKS’deki sohbetler sizin kendi üretim sürecinize nasıl etki ediyor?
AKS’de gerçekleşen sohbetler benim için bir aktarım alanından çok, düşüncenin kendini
sınadığı bir eşik işlevi görüyor. Orada konuşulanlar, çoğu zaman tamamlanmış fikirlerimi
değil; henüz adını koymadığım tereddütlerimi, boşluklarımı ve sezgilerimi görünür kılıyor. Bir
sorunun yarattığı huzursuzluk ya da beklenmedik bir yorum, üretim sürecimde bir kırılma
anına dönüşebiliyor. Bu anlamda AKS sohbetlerinin üretimime bıraktığı etki, doğrudan bir
yankıdan ziyade, sessiz ama kalıcı bir iz olarak ortaya çıkıyor.

AKS’de ileride gerçekleştirmek istediğiniz yeni sohbet biçimleri, deneysel formatlar ya da temalar bulunuyor mu?
AKS’de ileride gerçekleştirmek istediğim sohbet biçimleri de bu hayal gücünü besleyen, daha
geçirgen ve deneysel alanlar üzerine kurulu. Konuşmanın yanında susmanın, metnin
yanında mekânın, bilginin yanında sezginin yer aldığı; sonucu değil süreci önemseyen
sohbetler. Farklı disiplinlerin yan yana durduğu değil, birbirine yavaşça karıştığı bir düşünsel
iklimi çoğaltmak istiyorum. Çünkü bazen yeni bir fikir, yüksek sesle değil; tam da böyle sessiz
geçişlerde doğuyor. Amacım karınca kararınca, konuklarımla yaptığım sohbetlerde
konuğumun bilgisi, vizyonu, hizmetleri ile, ürettiği fikrin kent kültürüne katkı sunması
açısından bir farklılık yaratmaya çalışıyorum…
Disiplinler arası düşünme sizin için bir yöntem mi, yoksa kendiliğinden gelişen bir akış mı?
Disiplinler arası düşünme ise benim için bilinçli olarak seçilmiş bir yöntemden çok,
düşüncenin kendi doğasından kaynaklanan bir zorunluluk. Edebiyat, tarih, mimarlık ya da
gündelik hayat; bu alanlar benim pratiğimde ayrı başlıklar hâlinde değil, birbirini sürekli
çağıran düşünsel katmanlar olarak var oluyor. Bir metnin içinde mimari bir boşlukla, bir
mekânın içinde şiirsel bir ritimle karşılaşabilmek; düşünceyi diri tutan esas temas noktaları
oluyor. AKS’de bu karşılaşmaların mümkün olması, üretim sürecimi planlı bir çizgiden çıkarıp
açık uçlu, geçirgen ve yaşayan bir hâle getiriyor.
Gelecek, hayal gücü ve Antalya’nın kültürel ufku dersek; Antalya’da henüz konuşulmamış ama konuşulsa kentin kültürel yönünü değiştirebilecek bir tema var mı?
Antalya’da henüz yeterince konuşulmadığını düşündüğüm ama konuşulduğunda kentin
kültürel yönünü değiştirebilecek temel mesele, geleceği birlikte hayal edebilme cesaretidir.
Kent, uzun zamandır bugünün hızına teslim olmuş ve bu hızın içerisinde geçmişin estetiğini
kaybetmek üzere. Hatta birçoğunu da kaybetmiş durumda. Oysa Antalya’nın asıl ihtiyacı,
doğasıyla, çok katmanlı tarihiyle ve çoğul toplumsal yapısıyla henüz kurulmamış kültürel ihtimallerini düşünmektir. Kültür, burada yalnızca olanı korumak değil; henüz olmayanı sezmek ve ona alan açmak meselesidir. Bunu uygularken, kentin tüm değerlerini iyi bilmek lazım, İşte o zaman şehrin ev sahibi kimliği ile dünün zenginliğini, hayal ettiğiniz yarının kültür temasıyla birleştirebilirsiniz, aksi taktirde yaşadığınız şehirde kiracı olursunuz…
Kendi yazılarınızdan, kitabınızdan bahseder misiniz?
Yazı pratiğim de bu arayışın bir uzantısı. Kent, hafıza ve gündelik hayat üzerine yazarken, tamamlanmış cümlelerden çok açık bırakılmış düşüncelerle ilgileniyorum.
Kitap fikri de bu metinlerin zamanla birikmesiyle, acele etmeden şekillenen bir süreç.
Yazmak benim için bir sonuç değil; dünü geleceğe taşıyan bir düşünme biçimi.
"Yitik Dünün Yitmeyen Tanıkları" adlı kitabım, doğup büyüdüğüm "Kaleiçi'"me, bana
dayanışma, vefa, sevgi, gibi yüce duyguları uygulamalı öğreten ve de örf ve adetlere bağlı
kalmamı sağlayan "Mahalle"me, bu günlere gelmeme katkı koyan o günün güzel insanlarına ve gerek kültür gerekse sosyal anlamda barınmamı sağlayan mekanlara bir saygı
duruşudur...
Yaklaşık 25 yıl önce 17 dakikalık "Bir Kaleiçi Masalı"; adlı bir CD yapmıştım...2 defa Cine 5 de yayınlanmıştı...Sonrasında 1970’ler adlı bir CD daha yaptım.
Her ikisi de şiirsel bir anlatımla Dünün o güzel Antalya’sını anlatıyor...
Oğlum Yalın Altıner ile birlikte Pandemide "1913 den 19381e" , jeneriği, hikayesi ve görselleri ile 27 dakikalık bana göre çok güzel bir "Kurtuluş Savaşı Destanı..." hazırladık...
Üretim, dünün değerlerine saygı duyarak ve bunları yarınlara taşıyacak gençlere hediye
etmek için devam ediyor...
Kentin kültür-sanat gelişimi için yerel yönetimlerden beklentilerinizi paylaşabilir misiniz?
Yerel yönetimlerden beklentim; kültürü kısa vadeli programların ötesinde, kentin uzun soluklu
hayal gücüne yapılmış bir yatırım olarak görmeleri. Mekânlar, destekler ve programlar kadar;
denemeye, yanılmaya ve düşünmeye izin veren bir iklimin oluşturulması büyük önem taşıyor.
Antalya’nın kültür/sanat üreticilerine tek bir cümle iletmek isteseniz, bu cümle ne
olurdu?
Antalya’nın kültür ve sanat üreticilerine tek bir cümleyle şöyle seslenebilirim;
Bu şehir size sadece ilham vermiyor; sizden, onun henüz kurulmamış hikâyesini sabırla
yazmanızı bekliyor.
Emin bey bu değerli sohbet için tekrar teşekkür ederim.
Çalışmalarınız ve ürettikleriniz ve yönettiğiniz sohbetli oturumlar için içtenlikle
kutluyorum…Önümüzdeki dönemde sizi ve sohbet konuklarınızı yakından takip etmeye özen
göstereceğim. Herkese de bu belgesel niteliğindeki buluşmalarınızı hararetle takip etmelerini
önereceğim.
Geleceğe iz bırakacak her paylaşım, şehrin belleğinde yer ediniyor…
İyi sohbetler, ruhunuza, kaleminize sağlık…
Emin Altıner İletişim:
05335160776
e.altiner@hotmail.com
Emin Altıner Kimdir?
2 Temmuz 1955’de Kaleiçi’nde Selçuklu Mahallesinde dünyaya geldi…
Gazi Mustafa Kemal ilkokulundan sonra, orta eğitimini Antalya Lisesinde tamamladı…
Ankara Gazi Eğitim Enstitüsü Matematik bölümünden mezun olduktan sonra, Mezun olduğu Antalya Lisesine 1979 tarihinde Matematik Öğretmeni olarak atandı ve Antalya da 1987 yılına kadar Matematik Öğretmenliği yaptı…
Matematik Öğretmenliğinin yanı sıra 1981-1987 yılları arasında VEPA A.Ş ve BANAT A.Ş. Akdeniz Bölge Müdürlükleri görevlerinde bulunan Altıner, 1987 yılı temmuz ayında İstanbul’a yerleşerek Alke İnşaat A.Ş. Genel Koordinatörlüğü (1987-91),
Alke Pazarlama Marmara Bölge Müdürlüğü ( 1991-92),
Sodekso Restoran Hizmetleri A.Ş. Pazarlama Müdürlüğü ( 1992-94),
Kodak Türkiye Distrübütörü Yalçın Ekspres A.Ş. Genel Müdürlüğü ( 1994-99),
Kodak Digital Maraton A.Ş Genel Müdürlüğü ( 2000-02 ) görevlerinde bulundu…
Profesyonel iş yaşamından sonra, 2002 yılında kurduğu Jasmin Fotoğrafçılık Ltd. Şti. İle
başladığı ticari hayatına, 2005 yılında kutsal toprağım dediği Antalya’sına dönerek kurduğu
ve halen sahibi olduğu Altıner Yatırım Danışmanlığı Ltd. Şti ile 2014 yılında oğlu Yalın
Altıner’in de katılımı ile birçok Ulusal ve Uluslararası Şirkete Danışmanlık hizmetini vererek
sürdürmektedir…
34 yıllık Evli olan Altıner’in iki evladı bulunmaktadır…
1971-1987 yılları arasında Amatör olarak Futbol oynamıştır…
Ulusal ve yerel birçok gazete ve dergide köşe yazarlığı (1994-2005),
Televizyon Kanallarında Spor yorumculuğu (2002 – 2005),
Dört Dönem ANTALYASPOR Yönetim Kurulu Üyeliği (2005 –2017),
Antalya Emniyeti Destekleme Derneği 2. Başkanlığı (2014 –2016),
Konyaaltı Sanayici İş İnsanları Derneği Kuruculuğu, Başkanlığı, Onur Kurulu Başkanlığı,
Yönetim Kurulu Üyeliği (2012 –2019) görevlerinde bulunan Altıner,
2016-2023 yılları arasında S.S. Beydağları Saklıkent Yönetim Kurulu Başkanlığı görevinde
bulunmuştur…
Halen Antalya Gastronomi Platformu, Salı Grubu ve Dayanışma Grubu üyelikleri yanı sıra
YÜCİTA Denetim Kurulu Üyeliği görevlerini sürdürmektedir.
2021 yılında Günlük yazı dalında, Yılın Gazetecisi ödülüne layık görülmüştür…